Afrika'nın kurak topraklarında çıkan yangınlardan alınan kıvılcımlarla yapılmış logolar ve videolardan sonra menüye ulaşıyoruz. Güzel arka fon müziği eşliğinde dokuz karakterden birini seçip oyuna dahil oluyoruz. Ben kendime yakın hissettiğimden Kosovalı bir Arnavut olan Josip Idromeno'yu seçtim. Kısa süren yükleme ekranından sonra kendimizi bir takside buluyoruz. Yerli aksanı ile İngilizce konuşan taksici bizi gideceğimiz yere kadar bölge ve içinde bulunduğumuz durum hakkında bilgilendiriyor. Kendinizi bir belgeselin içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Ağaçlar, sarı otlar, tozlu yollar, harabe evler, yangınlar ve siyahî halk. Belgesel havası devam ederken bazı kontrol noktalarında geçiyoruz. Çeteler yolları kesmiş ve geleni geçeni durdurup korkutuyorlar. Gideceğimiz yere vardığımızda gözlerimiz buğulanıyor, başımız dönüyor ve öksürüyoruz çünkü hastayız, sıtma. Sonra ekran kararıyor ve kontrol bizde...
Tehlikeli Bir Görevde
Far Cry 2 bildiğimiz FPS türünde bir oyun değil. FC2'yi Call of Duty, Crysis, Half Life 2 ve bu türdeki diğer örneklerle karşılaştırmamız yanlış olur. FC2, daha önce incelediğimiz Stalker tadında bir oyun. İstediğimiz an istediğimiz yere gidebileceğimiz büyük bir harita, gerçek zamanla eş değer saat sistemi, Afrika'ya özel bitki örtüsü ile hava şartları, hayvanlar ve içinde bulunduğumuz silahlı ortam bize oyunun birincil bakış açısından oynana azda olsa rol yapmanın da yer aldığı bir aksiyon/macera oyunu olduğunu gösteriyor. Oyun kontrolleri bize geçince hikâye icabı yandaşlarımız oluyor, bizi bölgenin en büyük çetelerinin elebaşları ile tanıştırıyorlar. Hikâye ilerledikçe arkadaşlarımızda oluyor. Amacımıza giden yolda çete elebaşları ve arkadaşlarımızın vesilesi ile görevler alıyoruz. Görevleri yaptıkça saygı, güven, elmas ve arada bir kontrolümüzü kaybetmemize neden olan hastalığımızı geciktirici ilaçlar kazanıyoruz.
Yazıya ilişkin TGForumz tartışmamıza katılın...




Far Cry 2














Yorumunu yaz, fikrini paylaş!